İNSANLAR BORÇLU MUDUR YOKSA BORÇLANDIRILMIŞ MIDIR?

İNSANLAR BORÇLU MUDUR YOKSA BORÇLANDIRILMIŞ MIDIR?

Geçmişten günümüze baktığımız zaman insanların ağzında genel olarak “Şu sıralar çok borcum var” ya da “Borçtan bir türlü kurtulamadık!” ifadeleri duyulmaktadır. Bu tür sözler artık günlük hayatımızda yer etmiştir. İnsanlar cebinde para olmadığı zaman belki küçük olarak nitelendirebileceğimiz 20 lirayı alırken bile borç olarak alıp sonra tekrar geri iade etmek durumunda kalmaktadır. Bu olayları gözümüzün önüne geldiği zaman ise hayattaki herkesin borçlu olduğu durumu gözlenmektedir. Bazı insanlar bunu kabul etmese bile geçmiş dönem Türkiye’sine baktığımız zaman bebekler borçlu olarak dünyaya geliyordu ve IMF’ye borç ödendiği zaman ise artık bu borçtan kurtulduk söylemi televizyonlarda dolaşmaya başlamıştı. 

Gerçekten de bebekler dünyaya geldiği zaman borçtan kurtulmuşlar mıydı yoksa başka bir borç batağına mı sürüklenmişti? Bu soruların cevabı kişiden kişiye değişkenlik gösterebilir ama günümüz dünyasında artık bebekler bile borçlu olarak dünyaya gelmektedir. Neden olduğu üzerinde durulursa; bir bebek dünyaya geldiği zaman bir masraf neticesinde dünyaya gelmektedir. Örneğin, ailenin sağlık sigortası sahip olması, annenin hamilelik esnasında görmüş olduğu tedaviler, bebek için yapılan alışverişler, vb. durumlar göz önüne alındığı zaman bebekler bir nevi aileye borçlu olarak dünyaya gelmektedir.

Bebek konusu ele alındığı zaman aileler çocuklara yatırım yapma üzerine kendilerini bir moda sokarlar ve akabinde yapmış oldukları bu yatırım neticesinde bebekten de bir hareket beklerler. Daha sonra bebeğin büyümesi ile beraber masrafları da daha artacak ve işin içinden çıkılamaz bir durum meydana gelecektir. Günümüz dünyasında çok zengin bir ailede değilseniz, çocuklar ortalama bir yaşam standardında büyümekte ve bazen bu yaşam standardı diğer aileler temel alınarak veya zengin aileler örnek alınarak değiştirilmeye çalışılmaktadır. Böyle bir durumda ise bu ailenin yaşam standardı bir anda yükselmekte ve kendini daha farklı ihtiyaçlar silsilesi içinde bulmaktadır. Bu ihtiyaçlar silsilesi modadan yemeğe; bakımdan sanata kadar farklılık göstermektedir. Böylece aile çocuğunu diğer ailenin çocuğu gibi yetiştirmeye çalışmakta ve böylece kendi benliklerini kaybetme içine girmiş olmaktadır. Aslında bu durumu hemen hemen herkes yapsa da çoğu insan bu durumun farkında değildir. 

Günümüz dünyasında bebeklik çağının dışına çıkarsak insanların en çok ihtiyacı olan şeyin telefon veya teknoloji olduğu görülür. Örneğin; Apple adında bir marka var ve bu marka her sene farklı üretimleri barındıran bir telefon çıkartmaktadır. Dışarıdan bakıldığı zaman telefon sadece arama, internette araştırma yapma, sosyal medya kullanma veya oyun oynama gibi ihtiyaçlar için gözükebilir. Ama işin içine girdiğimiz zaman bir marka takıntısının olduğunu görmekteyiz. Telefon hep aynı olmasına rağmen pazarlama stratejisi olarak her sene kendini yenilediğini göstererek bunun reklamını yapmakta ve insanlar bu telefon güneş doğmadan sıraya girmektedir. Hatta bu telefon için kredi kullananlar bile vardır. Yani bir markanın pazarlama stratejisini kullanarak bir ürünü satmasındaki amaç, o insanın bir bankanın kredi pazarlama metodu kullanarak kişiye borç vermiş gibi gösterip aslında onun anlık bir zevk içinde haz almasına vesile olmuştur. Telefonu aldıktan sonra yaptığı iş yine yukarıda sayılan özellikler arasında yerini almış olacaktır. 

Buraya kadar bu kadar uzun anlatılıp bütün bunların nasıl bir ilişkisi var gibi bir soru gelebilir. Aslında hepsi birbiriyle bağlantılı ve birbirini devam ettirecek bir niteliktedir. Her insan borçlu olarak dünyaya gelmekte ve kendini kapitalist dünyaya adapte etmeye çalışarak ona göre bir düzen kurmaktadır. Bu düzen bazen iyi bir sonuç ile biter iken; bazen de kötü veya hüsran dolu bir sonuçla bitebilir. Herkesin aklına “Büyük balık küçük balığı yer” sözü gelebilir ki yanlış da bir durum değildir. Çünkü bazı insanlar kendilerini borçlu olmaya kadar bağlamış ki bu borçlar sayesinde diğer insanlar zengin olmakta ve onların üstünden para kazanmaktadır. Ama insanlar halen daha bunun farkında değil ve bahsedilen kapitalist düzen içinde yerini almakta hiçbir sorun görmemektedir. Bununla beraber kendisi üzerindeki sorgulama yetisini kaybederek aslında itaatkâr bir dünyaya katıldığını doğrudan olmasa bile dolaylı yoldan belli etmiştir. Bu sorunlar üzerinden bakıldığında insanlar borçlandırılmış mı yoksa borçlu mu diye sorulursa borçlu olarak bir hayat idame etmişler ve bunu bir düzene sokarak aslında temel bir görevmiş gibi devam ettirmektedirler. Bu vesile ile birileri keyif yapıp paradan para kazanırken; başka birileri ise bunların altında olup onlardan borç alarak hayatını bir düzen içerisinde ilerletmeye çalışmaktadır. Hatta bunu kendisinin yaptığını ve kazandığını söylemiş olsa bile gerçekler gün yüzüne çıkınca böyle bir şeyin olmadığı apaçık ortadadır. Sonuç olarak insanlar borçlu olarak hayatlarını kendi yaşam standartları çerçevesinde sürdürmektedirler.

KAYNAKÇA

1. Gürel, K. (2022, Şubat 9), “Borçlusun sen, borçlu kal!”, Gazete Pencere, https://www.gazetepencere.com/borclusun-sen-borclu-kal/

2. Alpar, B. I. (2022), Sosyal Politikaların Finansallaşması Bağlamında Hanehalkı Borçluluğuİstanbul İktisat Dergisi, 72