İlkelerimiz
İlkelerimiz
İdealistlik
Ülkesini seven, gelişimini ve yüceliğini destekleyen, kalkınması ve güvenliği için katkı sağlamak isteyen her genç bir ideal oluşturmalıdır. İdealist bireyler, idealist toplumları oluşturur. İdealist bir toplum idealistliğin kıymetini bilir ve ekonomi, güvenlik, tarım, sağlık, kentleşme, yerel yönetim, bilim, bilişim ve teknoloji, üretim ve endüstri vb. birçok alanda kalıcı ve tutarlı politikalar üretmek bilinci ile ilkeli değerlendirmeler yapar. İdealist bireyler eğitim, iş hayatı başta olmak üzere birçok alanda kişisel başarılar sağlar. Kendinden ve hedefinden emin duruşu ile zorluklar karşısında daima birkaç adım öndedir.
Bilimsellik
Bilim veya ilim, nedenselliği, merak edileni, bulunmak istenileni, olgu, iddia ve fikirleri deney, gözlem, araştırma ve düşünce dayanağıyla sistematik ve küresel alt yapı sağlayan entelektüel ve uygulamalı disiplinler bütünüdür. Bilimsellik, toplumsal çözüm iddialarını siyasi ve ideolojik varsayım olmaktan çıkarır ve gerçekçi bir altyapı sağlar. İddia ve fikirleri bilimsellik ile sınayarak, söylem ve politikaların geri dönülmez hatalara sebebiyet vermesinin önüne geçilir. Bu bakışa vakıf bir gençlik, gelecek için sağlam bir zemin oluşturur.
Bütüncüllük
Bütüncüllük, bir konuyu araştırırken, öğrenirken ve sonuçlandırırken ilgili tüm disiplinleri değerlendirmeyi ifade eder. Günümüz dünyasında Uluslararası ilişkiler, Güvenlik, Hukuk, Ekonomi, Sosyoloji, Psikoloji, İletişim, Yerel Yönetimler, Bilişim, Teknoloji, vb. alanlarda bilimsel çalışma yürütürken ilgili tüm disiplinlerin incelenmesi ve bütüncül bir bakış ile değerlendirilmesi gerekir. Bu bakışla yürütülen çalışmalar, doğru analiz, etkili politika, kapsam değeri yüksek sonuçlar getirir. Gençliğin yeni dünyayı değerlendirirken akademik ve bilimsel varsayımları bu usulle ortaya koyması gerekir.
Bağımsızlık
Bağımsız bir Türkiye, bağımsız bir gençlik ile mümkündür. Gençliğin her anlamda kendini yetiştirebilmesi, yetebilmesi ve düşünebilmesi gerekir. Fikir, düşünce, ideoloji, çözüm önerisi ve teori üretmek kendini tamamlamış, bütüncül bir hakimiyet sağlamış, kendisi adına düşünülmeyen bireyler ve toplumla mümkündür. Gençliğin kendini, çevresini, toplumu ve dünyayı tanıma, anlama ve tartışma sürecini, mevcut çıkar ve iddia sahibi siyasi ya da organizasyonel yapılardan bağımsız yürütmelidir. Siyasi kutuplaşmaların, kavgaların ve iddiaların merkezinde bir gençlik, yaşam boyu tamamlanamayan, eksik kalan bir gelişimi tamamlamaya çalışır. Mensubiyetin ve aidiyetin bireysel anlamda gelecek için fırsat olduğu düşünülse de bu durumdan fayda sağlayanlar azınlıktadır ve çoğunluk verdiği emeği kişisel ve toplumsal bir değere dönüştüremez. Bağımlılıkla yetişmiş bir toplum zorluklar karşısında çözüm üretirken destekçi ihtiyacı hisseder. Bu durum kendine yeten bir Türkiye düşüncesi için tehlike arz eder ve ithal fikirlerden bağımsız bir iddia oluşturulamaz. Bağımsızlık, hür gençlik, hür toplum ve hür Türkiye için kendi içimizde başlatmamız gereken bir vazgeçiştir.
Araştırmacılık
Toplumsal gelişimin en önemli aracı olan bilgi arayışının, erişiminin, analizinin ve çıkarımlarının önemini vurgular. Bu gelişimin temini için araştırmacılık, gençliğin edinmesi gereken bir alışkanlıktır. Öğrenmenin ve üretmenin öncül basamağı olan araştırma, iyi bir araştırmacının edindiği bulguları doğru değerlendirmesi, analiz etmesi ve sonuçlar elde etmesi ile sağlanır.
Üretkenlik
Günümüz Türkiye toplumunun tüketim aşırılığı ülkemizin başta ekonomik, kültürel ve bilimsel alanları olmak üzere birçok alanda toplumsal tembelliğe sebebiyet vermektedir. Milli devamlılığın ve aktarımın temsilcisi olan gençliğin bu kaygı ve bilinç ile çalışması gerekmektedir. Bireysel ölçüde gençlerin, yetenek ve ilgi alanlarına göre doğru adımlarlaedindiği gelişmiş kabiliyet, bilgi ve tecrübeyi toplumsal ve küresel değerde bir üretime dönüştürmelidir. Organizasyonel açıdan aynı disiplin kapsamında gelişim ve çalışma gösteren bireylerin, bir arada üretim yapabilmeyi bilmesi gerekir ve bu amaçla gruplaşmalıdırlar. Üretkenlik, sosyo-ekonomik ve sosyo-kültürel açıdan toplumsal kalkınmanın ilk adımlarındandır. Ülkemiz gençlerinin bu vasfı edinmesi milli sorumluluk (tur) olarak görülür.
Sorumluluk
Sorumluluk bilinci hayatımızı, ilişkilerimizi ve çalışmalarımızı düzenleyen unsurdur. Eğitim ve öğrenim sürecinin kalıcı bir alt yapı oluşturması, başarılı bir iş hayatı, proje ve programların düzen ve uyum içerisinde sonuçlanması, sosyal yaşantımızda tutarlılığın ve intizamın sağlanması, ülkemiz sorunlarına kalıcı çözümler üretmek için ihtiyaç duyulan nitelikli, bilgi ve tecrübesi yüksek katılımcı nesillerin yetişmesi, sorumluluk anlayışının bireysel ve toplumsal vasıflaşmasının ürünüdür. Kişi kendi sorumluluklarını belirlemeli ve üstlenmelidir. Ancak bu bilinçle birey olarak kişisel alanlarımızı düzenleyebilir, toplum olarak ihtiyaç duyulan nitelikli insan kaynağını ve sosyal sermayeyi oluşturabiliriz.
Katılımcılık
Katılımcı toplum yönetişim kültürü ve kararlı politikaların kaynağını oluşturur Dünyamızı, insanlığımızı, ülkemizi ve milletimizi ilgilendiren konular ne kadar görmezden gelinse de, bir şekilde büyüyüp bireysel ya da toplumsal gündemimiz haline gelmektedir. Sorun, kriz, bunalım oluşturan durumlar çok görüşlü, çok katılımcılı çözümler gerektirir. Bu çözümler için başta katılımcı bir toplum gerekir. Bireylerin kamu ve sivil toplum alanlarını değerlendirerek uygun bir atmosfere dahil olmalıdır. Bunun yanında kişisel gelişim, tecrübe aktarımı, uzman görüşüne erişim, bilimsel çalışmaların takibi, ana akım dışında kalan bilgilere erişim katılımcılık ile mümkündür. Bu vasfın yüksek olduğu bir toplum değerler çatışması ve çözüm üretkenliği sorunu yaşamaz. Gençliğin bu vasfı sahiplenmesi, gelecek için teminat oluşturacaktır.
Dürüstlük
Dürüst bir gençlik toplumsal güvenin temini için gereklidir. Toplumsal güven ülkemiz geleceği, kurumları, kuruluşları, milli bütünlüğü ve birlikteliğinin temel taşıdır. Kişi işinde, arkadaşlığında ve bağlı olduğu kurumda güven ortamını sağlamakla sorumludur. Toplumsal ve bireysel ilişkilerin devamlılığı dürüstlüğün sarsılmaz varlığı ile mümkündür.
Ahlak ve Etik
Ahlak ve Etik, Değerleri, kutsalları, tarih ve kültür miraslarına vakıf olan, bu mirasa uygun yaşantısıyla idari, ticari ve sosyal ilişkilerini yürüten bir toplumu tanımlar. İnsan içine doğduğu, ait olduğu ya da ait hissettiği toplumun kültür ve değerlerini taşır. Tüm bunlar öğrenim, öğreti ve aktarım sonucu nesiller boyu yaşayan toplumsal değerlerdir. Bir bütün halinde toplumsal ve evrensel düzenin sağlanması, sosyal güvenliğin ve ilişkilerin düzenlenmesi ahlak ve etik kurallarının korunması ve uygulanmasıyla sağlanır. Bu kurallar, çağın getirileri ve götürülerine göre üzerine eklenerek, güncellenerek alt nesillere aktarılır.
Saygılı ve Saygın
Saygı, bir toplumun sahip olduğu değerler birikimi için güvencedir. Genç, yaşlı, kadın, erkek, büyük, küçük her birey, toplum nezdinde belli ölçülerde saygınlık sahibidir. Bireyler kadar fikir, düşünce, inanç, yaşam biçimi, tercih ve kararlar saygı sınırı aşılmaksızın değerlendirmelidir. Bu sınırı aşmak, aynı görüşe sahip insanları bile kutuplaştırmaktadır çünkü kimse saygısız bir tutumun destekçisi ve temsilcisi olmak istemez. Saygınlığı korumak ve kazanmak ise saygılı bir üslubun ürünüdür. Bu bilince sahip çıkan bir gençlik toplumun en önemli değerleri arasında yer alır. Toplumun hafızasını, değerlerini, mirasını ve geleceğini genç nesiller üstlenir. Bu farkındalığa sahip kişiler gençliğe ölçülü bir saygınlık yükler. Gençliğin de bu vasfı koruması, toplumsal meselelere, farklı yaşantı, düşünce ve çözümlere bu olgunlukla yaklaşması gerekir. Milli ve manevi değerlerin tartışılmadığı, siyasi ve gündelik menfaatlere malzeme edilmediği bir toplum oluşturmak saygılı ve saygın bir nesille mümkün olacaktır.